Ayşe Günaysu
2010 Aralık Birikim Dergisi
26 Kasım 2010 tarihli Agos gazetesinde Kumru Bilici’nin Atom Egoyan’la yaptığı söyleşinin son sorusu, konuyla ilgili nicedir içimde büyüyen utanç duygusunu zirveye çıkardı. Soru şöyleydi: “[Hrant Dink’in] cenaze töreninde yürüyen yüzbinlerce insanı görmek nasıl etkiledi sizi?” Sorunun muhatabı Ararat filmi nedeniyle Türkiye’de bir nefret nesnesi haline getirilmiş Ermeni yönetmen Atom Egoyan.
Kumru Bilici’nin bu soruyu sorarken aklında ne vardı elbette bilemem, ama soru Türkiye’nin malum ahvalinde, “Artık Türkiye ve Türkler hakkında daha farklı düşünmüyor musunuz?” ya da “Yanılmışım diye düşündünüz mü?” hatta “Utanmadınız mı?”, en azından “ne kadar müthişti değil mi?”, “Tüyleriniz diken diken olmadı mı” şeklinde okunabilecek türden.
Benim tüylerim üç yıldır bu “yüzbinler”in “Hepimiz Ermeniyiz” diye yürüdüğünün dönüp dönüp hatırlatılması nedeniyle diken diken olur hale geldi. Artık duymak istemiyorum.
Hrant Dink’i ensesinden vurulmaya götüren yolun o her bir dönemecinde “hepsi Ermeni” olan “yüzbinlerimiz” neredeydi?
Biz Türkiyeli muhalifler ancak o kaldırımda yüzükoyun yere serildiğinde parmağımızı kıpırdattık ve o kıpırdatışı anlata anlata bitiremiyor, hatırlata hatırlata tüketemiyoruz.
Atom Egoyan ne hissetmiş? Besbelli Ermeni yönetmenin “Hepimiz Ermeniyiz” diye yürüyen “yüzbinlerden” çok etkilendiğini, bunu hiç beklemediğini, Türkiye’ye ilişkin umutlarının arttığını söylemesi bekleniyor. Beklenti yerine gelirse, Türklerin bir kez daha göğsü kabaracak, kendinden memnuniyetleri bir nebze daha pekişecek. Ya da tam tersi olabilir mi? Mesela: “O zamana kadar neredeydiler?” dese? O zaman da okuyucuda nankör Ermeni imajı harekete geçecek ve sonuç yine aynı olacak: Kendinden memnuniyet, kendi övgüye değer konumunun haklılığının bu kez tersinden kanıtlanması, yani “milliyetçi Türkler” ile “milliyetçi Ermeniler”in bir madalyonun iki yüzü olduğu saptaması üzerinden, “ne yapsak yaranamıyoruz” isyanıyla birlikte, her şeyin yerli yerine oturduğu duygusu.
Ama Egoyan farklı bir cevap vermiş. İncelikli bir dille, özetle, “ne hissedeceğimi bilmiyorum” demiş.
Ben şimdi, Hrant Dink’in cenazesinde “Hepimiz Ermeniyiz” diye yürüyen “yüzbinler”in, Hrant Dink’in katline giden yolda nerede olduğuna ilişkin tek bir örnek vermek istiyorum.
Kasım 2006 tarihli Birikim Dergisi. Sayı 211. Sayfa 50. Dilek Zaptçığolu’nun “Peter Balakian ve Biz – Ermeni Kıtalı’nı konuşmakta yeni bir dil arayışı” başlıklı yazısı.
Türkçe’ye Kaderin Kara Köpeği adıyla aktarılan anı kitabında yazdıkları üzerinden, inceden inceye söylem analizleriyle, Peter Balakian’ın – Zaptçıoğlu’nun kendi sözcüğüyle – “ırkçı” olduğunu kanıtlamak amacıyla yazılmış, sol muhalif entelektüel bir dil kullandığı için ilk başta insana kafa karışıklığı yaşatıp, “doğru mu okuyorum” dedirten yazısında, Hrant Dink, ırkçılığa kapı açan Ermenilere örnek veriliyor.
Hrant Dink’in katlinden sadece 3 ay önce yayınlanan yazısının en başında, Zaptçıoğlu’na göre çözümü olanaksız kılan “karşılıklı ırkçılığın” taraflarından biri olarak önce onun sözlerine yer verilmiş. 2005 yılında Berlin’deki bir toplantıda Hrant Dink’in, “mealen”, “durun bakalım siz daha şunun şurasında kaç yıldır Müslümanlarla beraber yaşıyorsunuz. Biz yüzlerce yıldır onlarla başbaşayız” dediği aktarılıyor (s.50). Hemen ardından Zaptçıoğlu, belki iyi anlaşılmaz diye, yazı boyunca birkaç kez yaptığı niyet okuma yoluna başvurarak, bu sözleri bize tercüme ediyor. Hrant Dink aslında “Müslümanların ne mene insanlar olduğunu siz daha ülkemizdeki şu Türk göçmenler yüzünden yeni yeni öğreniyor, onlardan yeni yaka silkiyorsunuz; sizin gibi olan bizler ise yüzlerce yıl onlara maruz kaldık” demek istemiş. Yalnız alıntının sahibinin ismi burada verilmemiş, ya yazarın kendisi tarafından, ya da dergiden gelen bir uyarı ile sonradan çıkarılmış sanırım, çünkü iki sayfa sonra alıntının Dink’e ait olduğu açık edilivermiş: “Hrant’ın bu yazının başında sözünü ettiğimiz ‘imalı sözleri’nin ardında da, Peter Balakian’ın kitabında da Batılı okura—dinleyiciye aynı mesaj verilir sanki: ‘Biz sizdeniz, iyilerdeniz, onlar ise kötülerden, onlar barbar’”. (s.53). Zaptçıoğlu, ülkücü yayınlara, savcıların iddianamelerine taş çıkartan bir niyet okumayla Hrant Dink’in aslında açıkça ifade etmese bile “Türklerin kötü ve barbar” olduğunu söylemek istediğini iddia ediyor. Hangi sözüyle? Zaptçıoğlu’nun “mealen” aktardığı “Biz Müslümanlarla yüzlerce yıldır başbaşayız” sözüyle! Evet, aynen böyle!
Bir Birikim okuyucusuna, “ben ne okuyorum” dedirten, gerçeklik duygusunu kaybettirecek bu yazıda Peter Balakian’ın ırkçı olduğu – adlı adınca “ırkçı” sözcüğü kullanılarak – beyan edildiğinden, gayet net şekilde Hrant Dink’in de aynı ırkçı damardan beslendiği ifade ediliyor.
Hani, biz o “yüzbinler neredeydik” diye soruyordum ya yukarıda, “Hepimiz Ermeniyiz” diyerek yürüyen “yüzbinler”in içinde olduğundan kuşku duymadığım Dilek Zaptçıoğlu, yalnızca 3 ay önce Birikim dergisinde böyle bir yerdeydi.
Zaptçıoğlu’nun yazısında Hrant Dink’in adı bir yerde daha geçiyor. Yine olumsuz bir şekilde ve ölümüne giden yolun dönüm noktalarından birine ilişkin: “Bu bize Hrant Dink’in ‘Ermenilerin damarlarındaki zehirli kandan’ (yani Türkle uğraşma ve ondan kurtuluş – salvation – bekleme güdüsünden) ancak Ermenistan’la kuracağı sıkı bağlar kurarak kurtulacağı’ tezini de tartıştırır. Çünkü herkesin ‘kendi’gillerle bir ve uyumlu olacağı bir dünya tasavvuru, globalleşme göz önüne alındığında, hem tehlikeli, hem de absürddür.” (s. 67).
Bütün bir yazı boyunca “kendi”giller, yani Türkler ve Müslümanlarla, değil sıkı bağ kurmak, özdeşleşmenin örneğini vermektedir Zaptçıoğlu. Ama Ermenilerin “kendi”gillerle bağ kurması ona göre “tehlikeli” ve “absürd” oluyor. Yazısında Zaptçıoğlu’nun Türk ve Müslüman kimliğiyle özdeşleşmesinin sayısız örneği ancak başlı başına bu yazıyı ele alan bir incelemede verilebilir. Sadece bir tanesini buraya aktarayım. Balakian’ın anılarında, Hıristiyanlara ve Ermenilere yönelik, Zaptçıoğlu’na göre “övünme” içeren her sözünü (Ermenilerin evlerine, giyimlerine, yaşam biçimlerine ait tasvirler, kullanılan sıfatlar) Müslümanların ve Türklerin aşağılandığına kanıt olarak gösteren Zaptçıoğlu, bu anıları mesela,etnik/dinsel kimliğinden soyunmuş bir dünya vatandaşı olarak değil de, bir Müslüman ve bir Türk olarak okuduğunu, soykırımdan kurtulanların anılarında geçen Müslüman ve Türklere ilişkin olumsuz ifadelerden bir Müslüman ve Türk olarak ne kadar incindiğini zaten kendisi ağzından kaçırıvermiş: “çünkü tüm kitap boyunca içinizden bir ses ‘canavar değilsin’ diye fısıldamaktadır” (s.64). Burada kendisini Türk ve Müslüman olarak tariflemenin de ötesinde Birikim dergisinin okuyucularına da hitap ederek, cümlesini “siz”diye kurarak, herkesin bütün bu anıları bir Türk ve Müslüman olarak okuyacağını varsaydığını güzelce ifade etmiş.
Resmi tarihçilerin dilinde tüy bitiren, soykırıma ait bütün bildik tezler Zaptçıoğlu’nun yazısında, hem de alaycı bir dille ifadesini buluyor. Zaptçıoğlu’na göre soykırım, “Ermeni soykırım tarihçileri” tarafından kurgulanmış “nedensiz niçinsiz” bir “mit”tir. (s.66) “Ermeni soykırım tarihçileri”nin gerçeği nasıl eğip büktüğünü anlatırken, diyeceğini doğrudan demekten çok daha ağır ve yaralayıcı olan ironiye de başvurur: Soykırım tarihçileri, “Faille ve kurbanın bulanıklaştığı” Van dururken, “masum ve eğitimli insanların hiçbir neden olmaksızın götürülüp katledildiği” 24 Nisan’ı “jenosit”in simgesi yapmışlardır (s.54). Onlara göre Müslümanlar “durup dururken kendi halinde yaşayan Ermenileri toplayıp kesmiştir”. (s. 67)
Bu yazıya hiçbir eleştiri gelmedi. Dilek Zaptçıoğlu’nun yazıları neredeyse Birikim’in her sayısında yayınlanmaya devam etti.
Ben diyorum ki, arkadaşlar, dostlar, bir karar alalım. Gelin, Hrant Dink’in cenazesinde yüzbinlerle “Hepimiz Ermeniyiz” diye yürüdüğümüzü unutalım. Bunu hatırlayıp hatırlattıkça dünyanın en terbiye edici duygularından biri olan utanma duygusuna, mahcubiyet duyma yeteneğimize yer kalmıyor.
Atom Egoyan’a sesleniyorum: Haklısınız. O yüzbinlerin ne hissettiğini oralardan bilemezsiniz. İçinde olan bizler de iyi bilmiyoruz. Onların bir bölümü aynı coşkuyla, Hrant’ın katline giden yolu döşeyen ulusalcı zihniyetin Cumhuriyet mitinglerine katıldı. Bir bölümü de Hrant’ı, Türk milliyetçilerinin izdüşümü olan Ermeni milliyetçiliğinin temsilcisi görmekteydi. Yani işin aslı Atom Egoyan, biz Müslüman Türkler, o yüzbinlerin içinde yürüyenler, hiçbirimiz Ermeni değiliz. Hiç olmadık. Ermeni olmak yerine haysiyetli, alçakgönüllü, mahçubiyet duygusuna sahip Türkler olmaya çalışmamız gerekiyor.