SELANİK İŞÇİ FEDERASYONU
Ayşe Günaysu
(2005’te 78’liler Vakfı’nın Tükenmez Dergisi’nde yayınlanan yazı)
Türkiye’de sosyalizmin tarihine emek veren az sayıda araştırmacı 1960’lı yıllardan bu yana Türkiye sosyalist hareketinin Osmanlı dönemindeki Ermeni, Rum, Yahudi köklerini yazadursun, popüler sol kültürümüzde sosyalist geçmişimiz en fazla Milli Mücadele’ye kadar uzanır. Geniş sol kamuoyu algısında Türkiye sosyalizmi/komünizminin miladı, Mustafa Suphi’lerdir. Oysa bu topraklarda, örneğin daha 1890’larda “Öyleyse, kahrolsun sınırlar, kahrolsun milliyetler, kahrolsun bizi bölen din dogmaları, kahrolsun ‘senin-benim’ ayrımı ve nihayet, kahrolsun otoritenin varlığını haklıymış gibi gösteren ve dünya kardeşlik ve mutluluğuna zarar veren her şey” diye yazan, Anarşist Enternasyonal üyesi Rumca yayınlar vardı.[1]. Azami Programı’na, “Özel mülkiyet, bütün insanlığın türlü biçimlerdeki köleliğine dayanmaktadır. (…) bu haksız duruma ancak sosyalist örgütlenme, halkın doğrudan iktidarını kurup koruyarak (…) çare bulabilir” diye yazan Ermeni sosyalist partiler vardı.[2]
Hadi diyelim, 1914’ten başlayarak sadece birkaç yıl içinde ekonomisi, kurumları, meslekleri, edebiyatı, sanatı, mimarisi ve yayın dünyası ile Rum ve Ermenilere ait bütün bir toplumsal dokunun yok edildiği koşullarda solun da demografik olarak Türkleşmesi kaçınılmazdı. Peki ya kolektif sol hafızanın da Türkleşmesine ne demeli?
Selanik Yahudi proletaryası
Eski teorisyen Yalçın Küçük ile yeni entelektüel Soner Yalçın’ın soy-sop izini sürmede Nazilere taş çıkartan kitaplarının peynir ekmek gibi satıldığı şimdilerde Selanik deyince akla en çok, Türkiye’yi perde arkasında sessiz ve derinden yöneten Sabetaycılar gelir oldu. Oysa Selanik, Osmanlı İmparatorluğunda ilk ciddi, en kitlesel ve sosyalist nitelikte işçi örgütlenmesine sahne olan şehir. Tüm işkollarından ve tüm Balkan halklarından işçilerin kızıl bayraklarla yürüdüğü, çok çeşitli dillerde sosyalist manifestoların, bildirilerinin dağıtıldığı, dergi ve gazetelerin basıldığı, sosyalist eğitim çalışmalarının yapıldığı sanayi merkezi.
Rumlardan Bulgarlara, Sırplardan Türklere kadar büyük bir etnik çeşitliliğe sahip olsa da, Selanik esas olarak bir Yahudi şehriydi. Proletaryanın önemli bir kesimi Yahudilerden oluşuyordu. 1908’den Balkan savaşına kadar kent yaşamına damgasını vuran ve sosyalist işçi hareketleri tarihinde özel bir yeri olan Selanik İşçi Federasyonu son derece şaşırtıcı, deyim yerindeyse olağandışı bir olguydu. Gerçi sadece Yahudi emekçilere değil, bir bütün olarak Selanik proletaryasına seslenen sosyalist bir örgüt kimliğindeydi; ancak 1909’da Bulgar sosyalistlerinin ayrılmasıyla Federasyon artık tamamen Yahudi proletaryasının örgütü haline geldi. Federasyonun tabanını Yahudi sendikaları oluşturuyordu.
Yahudi, Sosyalist ve Osmanlı örgüt
Günlerden 1 Mayıs, sene 1911. Osmanlı’nın en önemli kentlerinden, tek başına tüm imparatorluğun dış ticaretinin yedide birini gerçekleştiren limanı, gelişmiş sanayi kolları ve güçlü proletaryasıyla Selanik, 1 Mayıs işçi bayramını o güne kadar görülmemiş bir kitlesellikle kutluyordu. Bütün kentin yakından tanıdığı çekiç tutan el simgeli Selanik İşçi Federasyonu’nun raporunda o günkü gösteriler şöyle anlatılıyor:
“Federasyonumuzun çağrısına 14’ü aşkın sendika uydu. Sendika üyesi olmayan çok sayıda işçi de harekete katıldı. Bütün çalışma erbabı – arabacılar, kayıkçılar, rıhtım hamalları, yükleme/boşaltma işçileri iş bıraktıkları için, şehrimizde her türlü etkinlik durdu. (…) Öğleden sonra görkemli bir gösteri oldu. Başlarında bando-mızıka ile 7-8 yaşlarında bin kadar çocuk işçi önden yürüdü; onların arkasında da bütün sendika üyeleriyle üye olmayan pek çok işçinin oluşturduğu muazzam bir alay geçit resmi yaptı. Nüfusumuzun içindeki bütün milliyetler temsil edilmekteydi, bu müthiş bir izlenim yarattı.”[3]
Avram Benaroya’nın anılarında ise aynı miting için başka ayrıntılar da veriliyor: “12 bin işçinin grev yaptığı, 7 bin işçinin yürüyüşe katıldığı, sosyalist kızıl bayrakların dalgalandığı törende Enternasyonal marşı birçok dilde birden söylendi. Sosyalistler artık ağır basıyordu.”[4]
Dönemin önde gelen sosyalisti Avram Benaroya
Selanik İşçi Federasyonu’nun (SİF) kurucusu Avram Benaroya, kendi anlatımıyla bir Yahudi okulunda öğretmenlik yaparken, 1908 “devrim”iyle birlikte hukuk öğrenimini de yarıda bırakarak sendikal örgütlenmeye odaklanmak üzere matbaacılığa başladı. Daha sonra tütün işçiliği de yapan Benaroya kurucusu olduğu Selanik İşçi Federasyonu’nun ilk ve son Genel Sekreter’iydi. Benaroya’nın gerek Federasyonun kuruluşunda gerek faaliyetleri sırasında en yakın çalışma arkadaşlarından birçok kişinin (örneğin David Haguel, Alberto Arditti, Joseph Hazan) yaşamı Auschwitz’de son buldu.[5]
Osmanlı, Avram Benaroya’dan kurtulmak için çok çabaladı. Benaroya’nın Osmanlı vatandaşlığını iptal etmek için Dahiliye ile Hariciye Nezaretleri arasında uzun yazışmalar yapıldı.[6] Benaroya birçok kez tutuklandı, Selanik’ten sürüldü, dönüp yine çalışmalarına devam etti
SİF, resmen 1909’da kuruldu ama oluşumu 1908 Ağustos’unda Paul Dumont’un deyişiyle limanı günlerce felç eden rıhtım işçileri greviydi. Rıhtım işçilerine çok geçmeden herkes katıldı: “Telgrafçılar, tütün işleme atölyeleri işçileri, marangozlar, terziler, fırıncılar, kundura tamircileri, tramvay çalışanları, duvarcılar. Allatini fabrikasının tuğlacıları, Olympos birahanesinin 120 işçisi, sabun fabrikası işçileri, şekerlemeciler, Orosdi-Bak mağazasının tezgâhtarları, Benforado fabrikasının demir dökümcüleri… Birkaç hafta içinde, Selanik gazeteleri yirmi grevi haber vermektedir. (….) Fakat en çarpıcı grev, muhtemelen kahvehane ve lokanta garsonlarınınkiydi. 10 Eylül 1908’de onlar grev yapınca,şehrin sanki kalbi durmuş gibi oldu.” [7]
Türkiye sol hareketinin sadece şimdi değil, 1970’lerin yükselen işçi hareketleri döneminde bile hayâlini kurmakla yetinmek zorunda kaldığı bir şeydi yaşanan: Sosyalist hareketle, küçük esnaf ve zanaatkârlarında desteklediği işçi hareketi aynı kanaldan akıyordu.
Balkan savaşları ve bir rüyanın sonu
Selanik İşçi Federasyonu, diğer sosyalist Balkan örgütleri gibi Balkan savaşı patlak verdiğinde, halkların milli sınırlarla bölünmesine karşı çıktı, Osmanlı yönetimi altında, halklara kültürel özerkliğin tanındığı yerel özyönetimleri savundu. Irk ve din ayrımcılığını reddeden siyasal ve toplumsal eşitliği savundu, Türkiye’nin komşularının yayılmacı çabalarını kınadı.
Ne var ki, tıpkı sonraki dönemlerde de can acıtıcı örneklerine tanık olduğumuz gibi, o gün de sosyalist tezler, çok çeşitli dinamiklerin rol oynadığı hayatın gittikçe hızlanan akıntılarının yönünü değiştirecek güçte değildi. Milliyetçilik yükselişteydi ve Balkanlar’ın haritasını milliyetçilik çizdi. Ancak ne zafer haklılığın, ne de yenilgi haksızlığın göstergesi… Yüzyılın başında sosyalist tezlerin yenilgisi de onların yanlışlığını göstermiyor ama bence önemli bir şeye dikkat çekiyor: “İmkânsızı istemek” yüceltilirken, hayatla bağların koparılması tehlikesi küçümsenmemeli. Soru sormak, soru sormaktan korkmamak, inanmaktan çok öğrenmeye ağırlık vermek yaygınlaştırılmalı.
Öyleyse sözü bir soruyla bitirelim: Türkiye’de yaygın sol kültürün, yayımlanan kitaplara rağmen, Selanik Yahudi proletaryasının öncü rolünden haberinin olmaması tesadüf olabilir mi?
[1] Panayot Noutsos, Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalist Hareketin Oluşmasında ve Gelişmesinde Rum Topluluğunun Rolü : 1876-1925, Osmanlı İmparatorluğu’nda Sosyalizm ve Milliyetçilik, Derleyenler: Mete Tunçay – Erik Jan Zürcher, İletişim Yayınları, 1995
[2] Anahide ter Minassian, 1876-1923 Döneminde Osmanlı imparatorluğu’nda Sosyalist Hareketin Doğuşunda ve Gelişmesinde Ermeni Topluluğunun Rolü, a.g.e.
[3] Paul Dumont, Yahudi, Sosyalist ve Osmanlı Bir Örgüt: Selanik İşçi Federasyonu,: a.g.e.
[4] Emre Polat, Osmanlı’nın İlk Yahudi Sosyalisti – Avram Benaroya ve Faaliyetleri, Truva Yayınları, 2004. Bu kitabın eleştirisi için bkz. Haluk Hepkon, Durum Vahim Demektir, Radikal Kitap, 11 Şubat 2005.
[5] Avram Benaroya, A note on “The Socialist Federation of Saloniki”, Jewish Social Studies, 1949. Bu yazıyla birlikte Joshua Starr’ın “The Socialist Federation of Saloniki” makalesini (1945) bana sağladığı ve Emre Polat’ın Osmanlı’nın İlk Yahudi Sosyalisti kitabının eleştirisine dikkatimi çektiği için Rıfat N. Bali’ye teşekkür ederim.
[6] a.g.e.
[7] Paul Dumont, a.g.e