Ayşe Günaysu
2013 Ülkede Özgür Gündem
2003 yılında Sırbistan’ın başkenti Belgrat’da bir yürüyüş.
Uluslararası Kayıplara Karşı Mücadele Günü.
Yürüyüşçüler, 1999’da Kosova’da Sırp milisleri tarafından Müslüman sivillere yönelik katliamlar sırasında kaybolan insanların hesabını sormaktalar. En önde, bir Sırp olan, insan hakları savunucusu, İnsani Hukuk Merkezi’nin kurucusu Natasa Kandic.
Yürüyüşün önü Sırp milliyetçileri tarafından kesilir. Sözlü sataşmalar başlar. İki grup göğüs göğüse gelir. Saldırgan grubun ön saflarında, yaşını başını almış Sırp milliyetçisi Nikola Popović, “satılmış, vatan haini” diyerek Natasa Kandic’in önüne dikilir. Kandic cevap olarak bütün gücüyle adamın yüzüne tokadı yapıştırır ve ağzına geleni söyler. Polis müdahale eder ve savcılık “şiddet” kullandığı ve polise direndiği gerekçesiyle Kandic’e dava açar. Sırp milliyetçi gruplar da Kandic’e karşı ayrıca çeşitli davalar açarlar. Mahkemede Kandic’in savunması tarihi bir cevaptır “Ben Sırp milliyetçiliğine karşı kendimi savundum!” Hakim Kandic’i beraat ettirir ve Sırp milliyetçileri hakimi de “Sırpların vatan haini” olarak ilan ederler.
Kandic, Sırp milislerin sivil Müslüman Kosova’lıları katlettiği 1999 yılında Sırbistan’da buna karşı çıkan bir avuç Sırp aydınından biriydi. Kurduğu insan hakları hukuk merkezi çalışanları ve kendisi defalarca “gayrı resmi sohbet” için polise çağırılmış, kez hakaret, küfür ve ölüm tehditleri içeren mesajlar almışlardı. O yıl insan hakları savunucusu, gazeteci Slavko Curuvija hâlâ çözümlenmemiş olan bir süikasta kurban gittiğinden tehditler son derece ciddiydi.
Uluslararası Hrant Dink Vakfı bu yılki ödülünü, Türkiye’den “Cumartesi Anneleri”ne ve Sırbistan’dan İnsani Hukuk Merkezi’nin kurucusu, Batı Balkanlarda temel insan hakları sözcüsü Natasa Kandic’e verdi. Dünyanın iki farklı yerinden adalet için yükselen iki ses ödüllendirildi.
Natasa Kandic kısaca RECOM olarak bilinen, Eski Yugoslavya Bölgesinde İşlenen Savaş Suçları ve Diğer Ağır İnsan Hakları İhlalleriyle İlgili Gerçeklerin Belirlenmesi İçin Bölgesel Komisyon’un da kurucularından birisi. RECOM hukukçular tarafından ama kayıp yakınlarının güçlü desteğiyle kurulmuş. RECOM tarafından kayıplar isim isim belirleniyor, kayıplardan sorumlu olanların listeleri çıkarılıyor, belgeler ve tanıklıklar toplanıyor. 20 Eylül tarihli Agos gazetisinde yayınlanan röportajında Kandic, “REKOM bizim geçmişin karanlığından çıkışımızı sembolize ediyor” demiş.
Hareket tabanda yayılıyor. Bosna-Hersek’te REKOM logolu giysilerle katılınacak bir maraton düzenleniyor. Etkinlik Zagrep, Karadağ ve Slovenya’da, gelecek yıl da Sırbistan, Makedonya ve Kosova’da tekrarlanacak.
RECOM’un tüzüğünde savaş suçları şu şekilde sıralanmış (ancak bunlarla sınırlı olmadığı da belirtilmiş): a. soykırım; b. zalimane muamele; c. can alma; d. köleleştirme; e. hukuk dışı alıkoyma; f. işkence; g. zorla kaybetme; h. sivillerin tehciri, sürgünü ve zorla yer değiştirilmesi; i. ırza geçme ve diğer cinsel istismar şekilleri; j. mal varlıklarının yaygın şekilde tahribi ve el konulması; k. rehin alma; l. dini, kültürel ve tarihsel anıt ve kurumların yok edilmesi; m. siviller ve tutsakların/mahkumların “canlı kalkan” olarak kullanılması.
Yukarıda sayılanlar ne kadar tanıdık geliyor, değil mi? Üzerinde yaşadığımız toprakların tarihi bu savaş suçlarıyla tıka basa dolu. Dağ taş, nehir yatağı, koyak, vadilerden, kentlerde sokaklar, caddeler, meydanlardan geçmiş savaş suçları fışkırıyor.
En çarpıcı olanı da suçların SÜREKLİLİĞİ. İlk ve en kitlesel kayıplar, Ermeni soykırımı ve Anadolu’nun diğer Hıristiyan halkların soykırımında yaşandı. Yukarıda anılan tüm savaş suçları o yıllardan bu yana, Ermenilerin ve Kürtlerin tarihi ortak ana yurdunda sürdü. Bu coğrafyanın üzerine soykırım laneti çöktü ve nedamet getirilip suç üstlenilmedikçe lanet de devam etti. RECOM’un tek tek sıraladığı savaş suçları hiç eksiksiz bu coğrafyanın yaşamına damgasını vurdu.
Agos’ta, “Geçmişle hesaplaşma siyasetçilere bırakılmayacak kadar önemlidir” demiş Natasa Kandic. Çalışmalarını anlatmış: “Geçen 20 yıla bakınca, sıradan halkla, savaşın sıradan kurbanlarıyla ilgili pek çok gerçeğe ulaştık. Aynı zamanda komutanlar, polisler, askerler ve alınan kararların arkasındaki diğer devlet yöneticileriyle ilgili verileri de ortaya çıkardık. Yereldeki savaş suçları davalarıyla başladık.”
Natasa Kandic, Sırp milliyetçilerinin “vatan haini”. Bu memleketin de mümkün olduğu kadar çok sayıda vatan hainine ihtiyacı var. Dünyanın “vatan hain”lerine ihtiyacı var. Çünkü dünyayı onlar kurtaracak.